1000 Merminin Hedefi

yorumsuz
3.600
1000 Merminin Hedefi

10 gün kadar önce, endişe duyduğum bir konu hakkında bir yazı kaleme almaya başlamıştım ve öyle bir olay oldu ki, elim yazımı tamamlamaya gitmedi, endişelerimin de boşuna olmadığını görmüş oldum…Bugün, o konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye’nin hangi bölgesine giderseniz gidin, düğünlerde silah sesleri duyarsınız, bazı illerde yılbaşı akşamları, bayram namazlarından çıkınca, maçlardan sonra vs., silah atmayı seven, hatta silah atmayı erkeklik göstergesi sayan bir toplumuz. Savaşçı atalarımızı, Moğollar’ı vs. hatırlatmaktan zevk duyanlar da çoktur. Silah atan kadın için, “Erkek gibi kadın!“ benzetmesi yapılır, bu söz bir bakıma o kadını onurlandırmaktır, hakkı olan övgüyü yapmaktır ve “toplum nazarında üstün” görülen erkeklerin seviyesine yükseltmektir (sözün toplumsal cinsiyetçilik boyutunu tartışmak isterdim ancak konuyu dağıtmamak için girmiyorum…). Silah atan erkek, “adam” sayılır, merttir, sözünün eridir, korkusuzdur toplumun gözünde…

Bana göre bu meselenin hastalıklı bir yönü de var ve insanlar o yönünü görmekten kaçıyor: Her yıl düğünlerde, kimin attığı belli olmayan (veya yakınlarının ele vermek istemediği) kişilerin silahından çıkan kurşunlarla onlarca çocuk/yetişkin ölüyor, yaralanıyor. Yasa dışı yolla silaha/tüfeğe sahip olmuş çokça vatandaşımız var, “evde bulunsun” deyip saklayan da var, salon duvarına asıp gururlanan da. Kimi, bahçesine giren sincabı öldürmek istiyor, kimi, her öfkelendiği kişiyi korkutmaya-öldürmeye hazır bekletiyor elinin altında. Bazen de polislerin, “kendi” silahlarıyla intihar ettiğini veya yakınlarını katledip intihar ettiğini duyuyoruz. Kadınların, sadece boşanmak istedikleri için eşleri/aileleri tarafından öldürüldüğünü okuyoruz, kime/neye göre belirlendiği belli olmayan kurallarla, (sözde)“namus”gerekçe gösterilerek, gencecik kızlar/kadınlar öldürülüyor. “Namus davası” bize yansıtılan yüzü, peki gerçek ne ? Hadi bir aldatma söz konusu diyelim; kabul edilen, hatta gururlanılan bir gerçektir ki, aldatan erkek sayısı, aldatan kadın sayısından fazladır, siz hiç, geneleve gittiği için eşini öldüren bir kadın duydunuz mu! Ülkemizde namus, cinayetlere maskedir genelde, çünkü toplum katili haklı görür/görmeye eğilimlidir, sebep-sonuç düşünmez, olayı sorgulamaz, duyduğunu kabullenir, kanunlarımız da “katilin lehine” desek yeri. Bu tür cinayetler basına ya yansır, “cinnet” denip geçilir, ya yansımaz. Şimdi, “maske” olabilecek başka bir konuya girmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Muhammet Safi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Savunma alanında, her şeyimizi kendimiz yapmadan bize huzurlu bir uyku yok” tweetini alıntılayarak “Her eve bir otomatik tüfek ve 1000 mermi projesi şart” demişti. Bu tweet e çok sayıda tepki gösterilmesinin ardından bu tweet i silmiş, “Polemiğe gerek yok :)” yazmıştı. Safi, hesabını önce kilitledi, sonra da kapattı.

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, 2015’te Rize’de düzenlediği “teröre lanet” mitinginden: “Adeta dünyanın şah damarları kesilmişcesine oluk oluk hepsinin kanlarını akıtacağız. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar

Osmanlı Ocakları 1453 Genel Başkanı ve Ümmet Ocakları kurucu Genel Başkanı Emin Canpolat Twitter hesabından: “Bizimle hareket eden tüm kardeşlerimize duyurumuzdur. Vatan için Bayrak için Erdoğan için silahlanın…

1 yılda 3 terfi almış olan Safi’nin paylaşımından 8 ay sonra, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Safi’nin bu hayalini gerçekleştirecek değişikliği duyurdu. Cumhuriyet’te yer alan habere göre Soylu, Emniyet Genel Müdürlüklerine gönderdiği genelgeyle, kişi başı mermi istihkakını (hakkı olma) 200’den 1.000’e çıkardı. Diğer yandan, 1 Şubat 2018’de çıkarılan 7079 Sayılı Kanun’a 113. Madde eklendi. 113. Madde:

“(2) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Birinci fıkra, yukarıdaki fıkranın 8 Kasım 2016’da çıkarılan 6755 sayılı kanunun 37 nci maddesine yukarıdaki fıkranın eklendiğini belirtiyor. 37. Madde ise:

“15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

Özetle herhangi bir kişi, resmi görevi olsa da olmasa da, “darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılmasını” gerekçe gösterirse, hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk taşımayacak. Elinde silah olan herhangi birine verilen bu dokunulmazlığın nelere sebep olabileceğini, maddeyi ekleyenlerin dahi idrak edebildiğini sanmıyorum.

5 Nisan 2018…Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olan Volkan Bayar, dekan yardımcısını, fakülte sekreterini, bir öğretim üyesini ve bir okutmanı silahlı saldırıda bulunarak öldürdü, bir kişiyi de yaraladı, silahı tutukluluk yapmasaydı, kaç kişiyi daha öldürecekti kim bilir. Olayın duyulmasının ardından birçok yazı okuduk,  “FETÖcü, üniversitedeki FETÖcüleri öldürdü” de dahil. Öğretim Üyesi Ayşe AYPAY’ın videolara yansıyan isyanını izlediğimiz zaman anlamaya başladık saldırının öncesini.

Işıl Özgentürk, durumu kısa ve öz şöyle açıklamış: Birlikte çalıştığı akademik personeli, sürekli FETÖ’cü diye ihbar etmiş. Bir yıl önce de sürekli tehdit ettiği 24 akademi üyesi tarafından rektöre şikâyet edilmiş ve O, kısaca şöyle yanıt vermiş: “24 kurşuna bakar!” Sözünde durmuş, sürekli kendisini koruyan, şikâyet dilekçelerini hasır altı eden rektörün kendisi hakkında soruşturma başlattığını öğrendiği gün de fakülteyi basarak 4 akademi personelini öldürmüş. Silahı tutukluluk yapmasaymış sayının kaça çıkacağı bilinmiyor. Eğitim Fakültesi Dekanı Cemil Yücel ise şu açıklamayı yaptı:

“Arkadaşlar ben iyiyim, saldırgan Volkan Bayer isimli araştırma görevlisi. Akli dengesi yerinde değil, pek çok kişiyi şikayet eden bir insan. Önce benim odama geliyor, beni bulamayınca diğer odalara giriyor. 4 arkadaşımızın görev başında şehit düştüğünü öğrendik. Okula henüz ulaşamadım, bir program için dışarıdaydım. Ancak korkulan bir insandı.”

Defalarca şikayet edilen Bayar hakkında işlem yapılması neden bu kadar gecikti?” Korkulduğunu” dekanın bile kabul ettiği bir şahıstan akademisyenler, öğrenciler neden korunmadı? Akıl hastası olduğu ifade ediliyor, bazı akıl hastalıkları tedaviyle kontrol altına alınabilir, ancak şunu söylemeliyim, biz de üniversite sıralarında oturduk, ders yoğunluğunu biliyoruz, bu derece korkulan bir kişinin hastalığının(gerçekse de) kontrol altında olduğuna inanmıyorum, neden üniversitede tutuldu ? Ve son sorum, bu kişinin eline silah nasıl geçti !

4 kişi için artık çok geç ancak milyonlarca insan tehlikede. Mermileri, kimin, hangi amaçla kullanacağı belli değil. İleriye yönelik suçlara dair dokunulmazlık vermek, patlamaya hazır bombaların rahat rahat dolaşmasına zemin hazırlamaktadır. Ölüm gerçekleştikten sonra adı ister cinnet olsun, ister akıl hastalığı, ister namus davası olsun ister okul katliamı, hiçbirinin farkı yok. Birinin elinin altında silah olması, kullanılma ihtimalini doğrudan %50’ye yükseltir. Şu günlerde en büyük risk grubu, FETÖ kapsamında  ihraç olanlar, tutuklananlar. On binlerce kişi, soruşturma, yargılama olmaksızın ihraç edildi, on binlercesi de tutuklandı, işine dönenler veya tahliye edilenler, “Pardon” denip salıverilenler var. OHAL Komisyonu çok yavaş çalışıyor ve neye göre değerlendirme yaptığı belli değil. Mahkemeler bu konuda işlevsiz, asılsız ihbarlar, keyfi kararlar, yalan beyanla tutuklamalar vs. Tünelin sonu  er geç adalete çıkacaktır ama henüz ışıktan eser yok. Bu şartlarda mermi artış hakkı vermek ve dokunulmazlık, yangına körükle gitmek demektir. Bugün KHKlılar için artan risk, yarın başka bir topluluk için artacaktır. İnsanların komşularından, iş arkadaşlarından, öğrencilerinden, çalışanlarından vs. korktuğu bir ülke, güven veren bir ülke olamaz. Güven veren bir Türkiye için, silahsızlanma ve adalet şarttır.

“Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

KAYNAK YAZILAR İÇİN TIKLAYINIZ

  1. http://sendika62.org/2018/03/icisleri-bakani-soyludan-mujde-mermi-istihkaki-200den-bine-cikti-480840/
  2. http://halktv.com.tr/sedat-pekerin-oluk-oluk-kaninizi-akitacagiz-sozleri-sarki-oldu-309152
  3. https://www.evrensel.net/haber/324581/cumhurbaskanligi-arsiv-mudurunden-silahlanma-cagris
  4. http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/955358/24_kursuna_bakar__.html
  5. https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k7079.html
Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 9 Nisan 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın