Çavuşoğlu Ne Demek İstedi

yorumsuz
4.834
Çavuşoğlu Ne Demek İstedi

23 aydır gerek Türk halkına, gerekse yabancı kuruluşlara, Türkiye’de yaşanan hukuk dışı uygulamaları, soruşturmasız ihraçları, iddianamesiz aylarca tutuklu kalınmasını, adaletin somut delillere dayanması gerektiğini vb. anlatmaya çalışıyoruz. Suçlanan çoğu kişi dava açtı, her ne kadar bu davaların hepsi iptal edilse ve hak arama yolu olarak sadece OHAL Komisyonu gösterilse de, çoğu KHKlının yasal haklarının peşinde olacağı kesin. Çünkü mesele, sadece iş sahibi olmak değil, maaş almak değil, yıllarca emek vermiş olmak değil, sosyo-ekonomik konumuna yeniden sahip olmak değil, sosyal haklara yeniden kavuşmak da değil…Mesele, onur meselesi…Eğer KHK sürecine tamamen yabancıysanız (gün geçtikçe toplumun, ülkesinde yaşananlardan ne kadar bihaber olduğunun daha çok farkına varıyorum!), konuyu az da olsa anlayabilmek için, açığa alındıktan veya ihraç edildikten sonra görevine döndürüldüğü halde yaşamına son verenlerin, neden intihar ettiklerini düşünmelisiniz…Vatanını seven bir insanın, sebebi “idari karar” da olsa (önceki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ifadesiyle), “vatan haini” olarak damgalanmasının ağırlığını ancak yaşayan bilir. Hukuk dışı uygulamalar sebebiyle yaşananların telafisi olmadığı gibi, KHKlıların adalet arayışından vazgeçme lüksü de yok…Herhangi bir kişiyle bir sorununuz olduğunda o kişiye dava açma hakkınız vardır, ancak çoğu insan: “Mahkemelerde sürünmek var, uğraşmayayım, ne hali varsa görsün!” deyip bu hakkından vazgeçer ama KHKlılar için böyle bir ihtimal söz konusu dahi olamaz, gerçi adalete ulaşma fırsatları da yok ! Elbette görüşlerimi paylaşmanız, Türkiye’de yaşananlara, ön yargısız, tarafsız ve siyasi görüşlerden uzak bakabilmenize bağlı. Şimdi asıl konuma geçmek istiyorum, Türkiye’nin ötesinde KHKlılarla ilgili söylenenlere…

Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya’ya bir ziyarette bulundu ve DW’nin Conflict Zone programına konuk oldu. Programın sunucusu Tim Sebastian, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği sürecinden, 15 Temmuz sonrası yaşananlara kadar birçok soru sordu. KHKlılarla ilgili soru şöyle: “Nisan ayında Avrupa Komisyonu tarafından şu ana kadar hakkınızda yazılmış en olumsuz raporu aldınız. Yanlış yönde atılan birçok adımdan bahsettiler. Türkiye’nin yargıda, hukuk düzeninde, temel haklarda ve ifade özgürlüğünde ciddi şekilde bir kötüye gidişte bulunduğunu kaydettiler. Ayrıca, darbe girişiminden bu yana alınan gözaltı kararları ve meslekten uzaklaştırmaları, ciddi endişeyle karşıladıklarını belirttiler. Bu eleştirileri niçin reddediyorsunuz? “(Videonun sonunu izlerseniz, doğrudan KHKlıların kastedildiğini göreceksiniz. )

Çavuşoğlu:

Darbe girişiminde doğrudan yer almış kişileri ne yapmalıydım ! Bunlar çeşitli kurumlarda çalışıyorlardı. (Sunucu hatırlatma yaptıktan sonra) Hayır bu doğru değil, bu insanlar esasında banka soyguncuları, katil, tecavüzcü, uyuşturucu taciri, bilirsiniz işte…Bu tip insanlarla kendi ülkenizde ne yapıyorsunuz… (Kaynaklara eklediğim bağlantıyı tıklayarak programın tümünü izleyebilirsiniz.)

23 ayda, halktan, Bakanlardan, alt düzey / üst düzey yetkililerden, akla hayale gelmez açıklamalar duydu KHKlılar ve açığa alınanlar…“Ağaç kökü yesinler”, “ Gebertin bizi diye yalvaracaklar”,  “Cezalarını sokakta çekecekler, milletin tükrüklerinde boğulacaklar”gibi. İdari kararla ihraç edilmiş birçok kişi olduğunun açıklandığı, suçları yargı önünde kanıtlanmamış çok sayıda kişi varken, Sayın Çavuşoğlu, genelleme yaparak, neden “banka soyguncusu, tecavüzcü, katil, uyuşturucu tüccarı vb.“ ifadeleri kullandı, sorunun KHK ile ihraç edilenleri ifade ettiği açık ancak cevap nereye gidiyor? On binlerce kamu çalışanı, savunma haklarını kullanamadan ihraç edildi, neredeyse 2 yıl geçmesine rağmen haklarında  adli işlem yapılmamış çok kişi var, yapabildikleri tek şey beklemek…20 bini kadın olmak üzere, 80 bin kişi, darbe girişiminden sorumlu tutularak tutuklandı, bir kısmı da mahkûm edildi. Şimdiye kadar iddianamesinin görenlerin söylediğine göre; sohbete gitme, komşusunun “şüphe”lenmesi  vs. yazıyor gerekçelerde, tecavüzcü, banka soyguncusu, uyuşturucu taciri, katil vs. değil. Ömründe, işi veya eğitimi için belge alması hariç, emniyete uğramamış, suçlulukları somut delillerle kanıtlanmamış insanların, yurt dışında basına, uluslararası kuruluşlara, insan hakları örgütlerine vs. nasıl yansıtıldığını bilmeyi çok isterdim, sadece bizim basınımıza yansıyan haberleri kasdetmiyorum, her açıklamayı. Türkiye, pek çok uluslararası kuruluşa/birliğe üye, savunma hakkını dahi kullanamamış insanların, mahkemeler yerine 7 kişilik Komisyona bırakılmasına bu kadar sessiz kalınmasının bir nedeni olmalı değil mi? Sebep, hepsinin suçlu olduğunu düşünmeleri mi ?

Türkiye; son genel afla tahliye olanların yarısının, tekrar suç işledikleri için yine cezaevine girdiği (Son günlerde genel af yine gündemde !), halkın, tacizciler, tecavüzcüler,“iyi hal”den serbest kaldığı veya hiç ceza almadıkları için isyan ettiği, adalet bakanının bile yargıya güvenin az olduğunu “kabul ettiği” , zaman aşımından cinayet işleyenlerin tahliye olduğu vs. bir ülke, maalesef. Farkında olsun ya da olmasın, adalete herkesin işi düşer ama canı yanana kadar hiç kimse bağımsız adalet aramıyor, başkalarının yangınını önemsemiyor vatandaş…Bu ülkede biri, diğerine; “Suçlu!” demişse,  suçun işlendiği varsayılıyor, bu sözü söyleyenin,“adil bir hakim” olup olmamasını sorgulamıyor hiç kimse, ta ki adaletsizlik yılanı kendisini sokana kadar…

Konuyu biraz daha bireyselleştirerek açıklamak istiyorum son olarak. Yılın 365 günü, tacizcilere, tecavüzcülere cezaların arttırılması gerektiğini, canı yanan çocukların/kadınların korunması ve desteklenmesi gerektiğini, madde bağımlılığı olanların veya yakınlarının, Yeşilay’ın YEDAM hattını arayarak destek alabileceklerini, ülkedeki yolsuzluklardan, dolandırıcılıklardan  ve (gerçek) suçluların cezasız kalmasından ne kadar rahatsız olduğumu, insan hakkı ihlallerini vs. yazıyorum, imkân bulduğumda bunlarla ilgili faaliyetlere katılıyorum ve şundan eminim; suça karıştığım gizli bir hayatım yok ! Peki nasıl oluyor da ben ve benim gibi suçsuz olduğundan emin olup adalet arayan insanlar, ihraçlar ve gözaltılar sorulduğunda, soyguncularla, tecavüzcülerle vs. birlikte, ayrım yapılmadan anılıyoruz, üstelik bir devlet yetkilisi tarafından…Özellikle son 2 yılda Türkiye’nin birbirinden nasıl uzaklaştığını düşünüyorum da, bazı sorular oluşuyor aklımda…Vatanseverlik; adaletsizlikleri görmezden gelmek mi? Siyasetçilik (Niccolo Machiavelli bile ülkemizdeki siyasete şaşırırdı sanırım…), hukuk devleti /adaletli olmak; mahkemelerin yerini “komisyon” olarak ifade edilen yapıların alması mı? Toplumu birleştirmek; neye göre ihraç edildiği/tutuklandığı belli olmayan insanların, sokakta nasıl cezalandırılması gerektiğinin söylenmesi mi topluma ? Adaletsizliğin bile dereceleri varmış, son 2 yılda, 28 Şubat’ta anladığımdan çok daha iyi anladım…

“Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

KAYNAK YAZI İÇİN TIKLAYINIZ

http://www.dw.com/tr/mevl%C3%BCt-%C3%A7avu%C5%9Fo%C4%9Flu-bat%C4%B1-

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 2 Haziran 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın