Çok Kriter Duyduk Ama…

yorumsuz
11.035
Çok Kriter Duyduk Ama…

İster Bakan yardımcısı, ister müsteşar, ister profesör, isterse hizmetli olsun, kamu kurumlarında çalışan, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi herkes, devlet memurudur. Bakmayın üst düzey kamu çalışanlarının kendilerine devlet “memuru”ifadesini yakıştıramamasına, makam ünvanı ile hitap edilmediğinde kızmasına, onların da maaş bordrosunda memuriyet ünvanları yazıyor ! Benim bugün size anlatmak istediğim, “devlet memuru” dendiğinde toplumun aklına genel olarak neler geldiği, 2016’dan sonra nelerin değiştiği.

Devlet memuru:

**** Genellikle eğitim seviyesi çok yüksek olmayan ailenin güçlükle okutabildiği tek çocuktur. Yaz tatillerinde ailesiyle birlikte çalışmış, tarlaya gitmiş, mevsimlik işçilik yapmış, tamirci çırağı olmuş, çobanlık yapmış, veya hem çalışıp hem okumuş evlattır. Bu evlat kızsa, o ailedeki, o köydeki, o kasabadaki eğitimli tek kız olma ihtimali yüksektir. Kızını “okutan” böyle bir aile için; “kız kısmı okumaz”, “evlensin çocuklarına baksın” sözlerini duymazdan gelmek, geleneksel görüşle mücadele, eğitim süreci boyunca devam eder. Atama, o aile için hem maddi fayda sağlar, hem de gurur vesilesidir.

**** İçinde birkaç kamu çalışanı olan ailenin (anne-baba veya kardeş), “bizden daha iyi yerlere gelsin” diyerek eğitimi için gece gündüz çalıştığı, emekliliği ertelediği, tatil yapmadığı, mutfak masrafından kısıp dershaneye gönderdiği, beklentinin çok yüksek olduğu evlattır. O evlat sınavlara, kendisine emek veren herkesi amacına ulaştırma sorumluluğuyla girer, genellikle de çok başarılı olur…

**** “Her yer vatandır.” bilinciyle yetişen, gençlik çağını jandarmanın bile pek uğramadığı dağ başlarında görev yaparak geçiren, çatışmalarda kimi zaman yaralanan kimi zaman ölen, güvenlik nedeniyle hayatını ailesinden/çocuklarından ayrı sürdüren, (yerlilerinin dahi yaşamaktan hoşlanmadığı) ücra köşelerde ömür tüketen, sosyal hayatı olmayan, hizmet puanı artıp da şehir merkezine tayin olduğunda “benim paramla karnını doyuruyorsun ! ” diyen vatandaşın saldırısına uğrayan,  grev hakkı olmayan, işi, hayatı olmuş kişilerdir.

**** Çocuklarına iyi bir hayat kurmak içi yaşayan, bütün birikimi arabası ve evi olan kişilerdir. Bir ömür çalışmanın karşılığında, emekli ikramiyesine ilave edilen krediyle alınmış ev…Geliri, ortalama kamu çalışanlarından daha yüksek olan meslekler de vardır ancak hiçbir kamu çalışanı, dolandırıcılık yapmamışsa, rüşvet almamışsa, bir iş adamı gibi dolar milyarderi olmayacaktır, “devlet memurları” bunun farkında olarak işe girmiştir zaten, beklentileri sadece saygı ve geçimlerini idame ettirebilecekleri kadar gelirdir…

(Ayrıntıları çoğaltabiliriz, bu konuyu uzatmadan esas konuma geçmek istiyorum…)

Bahsettiklerim 15 Temmuz’dan önceydi, 15 Temmuz’dan sonra, halkın “devlet memurlarına” bakış açısı çok değişti. Çünkü kamuda çalışan yaklaşık 170 bin kişi, KHK’larla ihraç edildi, hemen hemen 83 bin kişi de tutuklandı, diğer bir deyişle vatan haini ilan edildiler. Toplum, bu kamu çalışanlarının, yetkileri altında tuttukları malzemeleri, vatandaşı öldürmek, demokrasiyi ortadan kaldırmak ve kendi amaçlarına ulaşmak için kullandığı sonucuna vardı. Hiç kimse bu kişiler hakkında “somut delil var mı?” diye sormadı, ihraç kriterlerinin yasalara uygun olup olmadığını sorgulamadı…Arkadaşlıkların, akrabalıkların yerini güvensizlik, dışlama, ihanete uğramışlık duygusu ve hayal kırıklığı aldı. İhraç olanlara: “Devletin malıyla, devlete/millete zarar verdin…” dediler ve halk için konu kapandı !

15 Temmuz kaynaklı ilk KHK’nın üzerinden 26 ay geçti ve ülkemiz 15 Temmuz’un sorumlularını (sözde) aramaya devam ediyor. Basında birçok ihraç gerekçesi okuduk, hatta 5 gerekçeyi resmi olarak da gördük (701 Sayılı KHK’da). İhraç edilen devlet memurları (sözde bu kriterlere göre); doktorlar, öğretmenler, adalet çalışanları, polisler, vs. idi. Her nedense içlerinde hiç siyasetçi görmedik (siyasetçi yakını da pek yoktu…) ! On binlerce devlet memuru, kurum kanaati, sosyal medya kullanımı, banka müşterisi olma, kermes alışverişi, dernek-sendika üyeliği, evindeki kitaplar, sohbete gitme, okul, çocuğunu dershaneye gönderme vb. gerekçelerle ihraç edilirken/adli işlem görürken, geçmişte medyaya yansımış yakınlığı olan siyasetçiler bile, araştırma/soruşturma geçirmedi ! Ekranlarda yetkili bir ağızdan, 15 Temmuz’un siyasi ayağının olamayacağı, “gözünden tanırım ! ” gibi bir ifadeyle dahi söylendi ! Böyle bir değerlendirme mekanizmasının olduğu, öznel kararların, yönetici görüşlerinin somut kanıtın yerini aldığı bir ülkede, tarafsız adalet arıyoruz, masumiyet kanıtlamamız bekleniyor…Muhalefet, sık sık, 15 Temmuz’un siyasi ayağının da araştırılması gerektiğini söyledi, önergeler verdi, ancak reddedildiler. Son olarak 19 Temmuz’da İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verdi, bu önerge de reddedildi. Diğer bir deyişle, Meclis’te olan herkes, araştırma bile yapılmadan “masum” kabul edildi/ediliyor. Oysa on binlerce kamu çalışanına, önce “hain“ , sonra da “masumiyetinizi kanıtlayın ! ” denmişti…Meclis’e ne suçlama girdi, ne de Meclis’i araştırma çabası oldu…Halk, 26 aydır birtakım ihraç kriterleri duyuyor ama vatana ihanet damgasından, araştırmadan koruyan kriteri hiç duymadı, yani “siyasetçi veya siyasetçi yakını olmayı”.

“Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 11 Ağustos 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın