Düşün, İnanmadan Önce

yorumsuz
1.657
Düşün, İnanmadan Önce

Bir şehre taşındığımda ilk yaptığım şeylerden biridir kütüphaneye üye olmak. Yine öyle yaptım ve halk kütüphanesini buldum, üye oldum. Deryaya düşmüş gibiydim ama bu öyle bir deryaydı ki beni hep güzel sahillere atıyordu…Kitapları dikkatle inceledim, hepsini evime götürmek istedim her zamanki gibi…Her üyenin bir defada 3 kitap alma hakkı vardı, üç kitap aldım, bebek tutar gibi taşıdım başlarına bir şey gelir diye, öyle değerliler ki benim için…

Ardından başka bir güzellik geldi:

Düzenli olarak kitap okurdum, ihraç olduktan sonra daha fazla zamanım oldu (iş bulamamıştım), bol bol kitap okudum. 15 Temmuz’dan sonra, duygu ve düşüncelerimizi paylaşabildiğimiz, sosyal medya hariç, ortam kalmadı. Bir akşam Twitter’a girdiğimde, bir hesabın, takipçilerine okudukları kitabın adını, o gün okudukları sayfa sayısını, kitaba dair görüşlerini sorduğunu gördüm, bu her gün tekrarlanıyordu, ben de katıldım, kitap okumak daha zevkli bir hâl aldı. “Çok kitap okuyanlar” etkinliğinde 2 kitap kazandım. Bu kitaplar, KHKlı günlerimden, ince düşünceli, okumaya teşvik eden bir KHKlıdan bana hatıra olacak. Peki bunca şeyi neden anlattım, okumaya, kitap sevgisine neden vurgu yaptım. Anlatayım…

15 Temmuz sonrası ülkemizde yaşanan insan hakları ihlalleri ve hukuk dışılıklar,  çarpık eğitim sistemimizi yüzümüze vurdu bana kalırsa; ezbere dayalı bilgilerle sınava girip çıkmak, okunan kitapların ders kitaplarından ibaret olması (genellikle onlar da bitirilmez!), sorgulamadan, düşünmeden uzak dersler vs. Okullaşma ve okur yazarlık oranımız arttı ama kaliteli bir eğitim sistemine sahip değiliz henüz, günlük yaşamdan siyasete her alanda gösteriyor bunun yansımaları kendini. Örneğin; A siyasetçisi bir açıklama yapar, yer yerinden oynar, borsa alt üst olur, Türk Lirası biraz daha değer kaybeder, zam üstüne zam gelir vs. Sonra bir açıklama daha yapar, insanlarımız, “süper güç” vatandaşıymış da hiçbir sorunları yokmuş gibi davranır, öyle konuşur. B gazetesi bir manşet atar, ya vatana ihanetle suçlanır ya da ayaklarının altına kırmızı halılar serilir köşe yazarlarının…Bunlar olurken aynı fikirde olanlar birbirine yaklaşır, aykırı fikirde olanlar dışlanır veya aşağılanır (bazen de tutuklanır…). Bir de şu var elbette; bir konuda aynı fikirde olanlar arasında, daha sonra fikir ayrılığı olursa, gözler nefretle bakmaya başlar birbirine…Örnekler çoğaltılabilir, şekli ne olursa olsun değişmeyen tek şey; insanımızın genellikle sorgulamadan, düşünmeden ve araştırmadan karar vermesidir. Karar veren kişi, makam, mevki sahibiyse kararlar can alabilir, hayatları karartabilir. 10 Aralık, İnsan Hakları Günü’ydü, son 17 ayda o kadar çok “insan hakkı ihlali”gördük ki, tarafsız düşünen bir insanın bugünü kutlaması mümkün değil…

15 Temmuz sonrası neler oldu da dikkat çekmedi, bir görelim:

  • Temmuz 2017’den beri 169.013 kişi gözaltına alındı,  50.510 kişi tutuklandı, 43.489 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı, diğerleri ise gözaltı süresi içerisinde işlem yapılmayarak serbest kaldı. Bu kişilerin içinde “asılsız ihbar”la hayatı kararan, “Pardon!”denip salıverilen çok sayıda kişi var.
  • KHK’lerle 113.440 kamu görevlisi kamu görevinden çıkarıldı, sadece 1.852’si göreve iade edildi. Kapatılan özel kuruluşlarda görev yapan ve çoğunluğu öğretmen olan 22.474 kişinin çalışma izinleri iptal edilmiş olup bunlardan sadece 614’ünün izni iade edildi. İhraç edilen kamu çalışanları, haklarında soruşturma ve yargılama yapılmadan ihraç edildi. On binlerce kişi, dönemin adalet bakanının ifadesiyle, idari tasarrufla işini kaybetti, “vatana ihanet” damgasıyla geleceğini kaybetti, toplumdan dışlandı, iş bulması engellendi, açlığa mahkûm edildi.
  • Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kapatılan basın yayın kuruluşu 185 olup sadece 23’ünün açılmasına izin verildi. OHAL süresince çok sayıda gazeteci tutuklandı. Halen 174 gazeteci tutukludur. Basının konuşamadığı yerde, insan haklarından bahsetmek mümkün değildir.

Cezaevlerinde 3’ü çocuk olmak üzere, en az 10 kişi çeşitli nedenlerle yaşamını yitirmiştir, İHD (İnsan Hakları Derneği) kayıtlarına göre ise bu sayı en az 17’dir. Adalet Bakanlığı, CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın 2016 yılında cezaevlerinde intihar eden mahpus sayısına ilişkin sorusuna yanıt olarak, 2016 yılı içinde 66 mahpusun intihar ettiğini ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden bu yana ise 40 mahpusun intihar ettiğini açıkladı.Suçlu dahi olsa, herkesin “yaşama hakkı” vardır ve devlet bu hakkın korunmasından sorumludur.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre, 2017 yılının ilk 11 ayında 423’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 1855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2278 kişi işkence ve kaba muamele ile karşılaşmıştır. Cezaevine girişte ve sonrasında devam eden kaba dayak, siyasi suçlardan tutuklananların “terörist” olarak suçlanması ve bu gerekçeyle dövülmeleri, çıplak arama uygulamaları, her türden keyfi muamele ve keyfi disiplin cezaları, hücre cezaları, tek tip elbise dayatmaları, sürgün ve sevk uygulamaları vb. insan haklarına aykırıdır.

  • Çoğu Ankara’da olmak üzere 11 zorla kaçırma ve kaybetme vakası yaşanmıştır. Bu kişilerden 4’ü daha sonra serbest bırakılmış, bunlardan 1’i intihar etmiştir. Bunun yanı sıra özelikle Ankara’da ve bölgede çok sayıda kişi kaçırılarak tehdit edilmiş, bu sırada işkence ve kötü muameleye maruz bırakılmıştır.
  • Çok sayıda internet sitesine erişim engellenmiştir. Daha çok bilgi kaynağı olarak kullanılan Wikipedia sitesine de bunlar arasındadır.
  • Cezaevlerinde sağlık hakkı alanında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Tutuklu ve hükümlüler,  tıbbî yardıma ulaşma konusunda önemli engellerle karşılaşmaktadır.

 

Cezaevlerinde bulunan çocukların, cezaevi psikolojisini kaldıramadıkları, ciddi tıkanmalar yaşadıkları için kendilerine zarar vermek suretiyle, intihar girişiminde bulundukları, bunun yanı sıra taciz, istismar, işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları başvurulardan anlaşılmaktadır.

Söz konusu “insan hakları” olduğunda, Türkiye’de ihlal edilmeyen haktan bahsetmek zor görünüyor. KHK ile ihraç edilenler ve 15 Temmuz sonrası tutuklananlar, aylardır OHAL’in gölgesinde adalet arıyor. Bu süreçte ruh ve beden sağlıklarını koruyabilmeleri için desteğe, ön yargıdan uzak bir topluma ihtiyaçları var. Eğitim kalitemiz bir günde yükselmez ama neyin, neden olduğunu sorgulamaya başlarsak, birçok sorun kendiliğinden çözülecektir.

 “Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

 Sendika.Org yazısı için TIKLAYINIZ
Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 12 Aralık 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın