Gözaltında Bir Öğretmen – 1

yorumsuz
2.517
Gözaltında Bir Öğretmen – 1

Günlerden 26 Nisan. Akdenizin sıcak mı sıcak şehrindeyim. Gecesinde evimin önünde rüyamda uzunca üç yılan, sabahında ise zil çaldığında ha geldi ha gelecekler diye beklediğim biri bayan beş polis var. Bunca ay neredeydiniz sizi bekliyordum diye sordum kapıda . Şaşkınlaşan yüzleri ne zaman hatırlasam istemsiz bir gülümseme yüzümde…

Üç kızım var, arka odada uyuyorlar. Akşamında büyük kızımın doğum günü var. İyi ki bir gece önceden almışım hediyeleri diyorum içimden. Bir de cebimden bir gece önce aldığım üç sinema bileti, iki büyük kzıma söz verdim… Sözümü gözaltına alındığım akşam anneleri tuttu. Serbest kaldığımda eşime sordum nasıldı diye, “Çocuklar farketmedi ama ben…” dedi. Sözünün sonunu getiremedi bile.

Üç prensesim var benim. Ortanca ısrarla ben prensesinim diye tutturur. Onun için ablaları büyük , en küçük kızım da küçük prenses oldu. Her akşam geldiğimde kapıyı ben açacağım kavgası var. Ortanca bazen kendisi açmadığında ağlar,çareyi tekrar kapıyı üzerimde kapatmakta bulduk bizde. Bazı akşamlar kapı onun için iki kez açılır.

Banyolardan sonra saçlarını koklayıp ne kokuyor diye sorduğumda cennet kokuyor diye cevaplarlar. Bu kızlarım arasında en bilinen cevaptır oysa. O günün sabahında saçlarını kokladım ama soramadım ben. Kapıdan eşime Allah’a emanet olun dediğimde ise hala uyuyorlardı cennet kokan kızlarım.

Gelen memurlar kibardı. İlk soru “Bunca kitabı okudun mu hocam?” oldu.
Kitaplar, tablet, telefon, bilgisayar, tutanak derken çantamı hazırladı eşim. Bunca zaman bu durumu beklememe, başımı dik tutmama rağmen gözlerim evimden ayrılırken istemsizce nemlendi.

Sonra Emniyet Müdürlüğü…  Yirmi kadar kişi koridorda ayakta duvarlara bakmakta, saat sabahın yedisi daha. İşlemlerim yapılırken o kadar rahattım ki görevli komiserlerden biri avukatsınız herhalde dedi. Yok arkadaşlarla aynı durumdayım diyince odadaki diğer memurlarda şaşırdı.

İşlemler bittikten sonra dörder beşer gruplar halinde sabah kumanyamız verilerek dağıtılıyoruz kalacağımız nezarethanelere. Kimse birbirini etkilemesin diye nezarethanelerde tek kalıyoruz, ben uzak bir nezarethaneye düşüyorum. Öğretmendim diyince şaşırmıyor artık kimse ama branşım din kültürü diyince daha da şaşırıyor herkes. Onlara göre bu branştakiler kayıtsız şartsız sorgulamadan destekçi olmalıymış, bir nevi doksandokuz senesinin arka bahçe travması gibi.

Durum kötü çay çok güzel. Bazen espri olsun diye diyorum sırf bu çay için bile kalınır. Çay yapan kaloriferci abi bazen kapı açıksa hocam çayı yeni demledim nöbetçi arkadaşa söyleyeyimde  bir çay içelim beraber diyor zaman geçtikçe günler doldukça…

İlk nezarethaneye girişim ve ilk sorum kıblenin ne tarafta olduğuydu. Görevli memur gösterince en az kokan battaniyeyi serip önce şükür secdesi sonra şükür namazı, geceden uykusuz kalınca güzel bir uyku sonrasında nezarethane de ilk gün… 35 demir sayıyorum her tesbihatta 33 defa sayıp tekrar başa dönüyorum. İkindi namazından sonra akşam paydos vakti. Kamera başındaki bayan memur koşarak geliyor. Ben köşede ayakta bekliyorum kafamı demirlere yaslayıp, beni görünce şaşırıp hocam kamerada tam gözükmeyince şaşırdım diyor önce, sonra yoksa uçtunuz mu diyor gülerek. Evet diyorum bedenim burada ama aklım ve ruhum evde…

Gecenin üçü görevli memur hocam hazırlan kontrole gideceğiz diyince seviniyorum. O arada hızlı bir abdest ve hızlı bir teheccüt, geceleri serin diye hırkamı alıyorum. Nöbetçi odasında arkanı dön diyorlar, ilk kelepçem o da ters kelepçe… Götüren üç memurdan ikisi hallerinden memnun birisi hoca kusura bakma diyor yarım ağızla. Minibüs hızlı gidiyor her frende ve her kalkışta kelepçe bir tık daha atıyor,biraz daha sıkıyor bileklerimi. Önce morarıyor, sonra kan topluyor bileklerim. Hemen adli tıpa gitsek yine iyi, il emniyete bir şey bırakıyorlar en az yarım saat daha bekliyoruz.

Adli tıpta her muayenede şeker hastası olduğumu söylüyorum bıkmadan usanmadan, bileklerimin halini gören doktor polisleri fırçalıyor. Dönüşte kelepçesizim… Serbest kalınca ilk ters kelepçe vuran memurla karşılaşıyorum aynı sitede komşuyuz. Hocam sen çıktın mı diye soruyor önce şaşırarak daha sonra hakkını helal et diyor yalancı bir mahcubiyetle. HAKKIMI HELAL ETMİYORUM diyorum. Daha sonraları yolda karşılaştığımızda artık yolunu değiştiriyor.

Zorla da olsa üçüncü gün eşimin getirdiği Kur’ân-ı Kerim ve seccade kabul ediliyor. Bazı görevli memurların başkomiser gelecekmiş diye elimden Kur’ân-ı Kerim’i alıp nezarethane dışındaki sandalyeye koymasına rağmen,dört gün içinde son 10 sayfa kalana kadar bitiriyorum. İşte o zaman 5 metrekarelik nezarethane genişliyor. Bazen kendimi kaybedip biraz sesimi yükseltince arada tuvalete giden memurlar beni merak edip kapıyı açtıklarında göz göze geliyoruz, ben seccade üzerinde o kapıda birkaç saniye sessizlik… Allah kabul etsin hocam diyor. Azmetmişim kesin bitireceğim hatimi diyorum. Görevli memur kapıyı açıp hocam bir ihtiyacın varsa dışarı çıkabilirsin diyor. Çay yapan görevli abi sesleniyor mutfaktan korkarım ki hocam sen buradan uçacaksın diye takılıyor.

Bir seferinde gecenin bir saatinde iki memurun konuşmaları takılıyor kulağıma eşinin hastaşlığından dert yanıyor biri diğerine, iki gün sonra bir çay molasında geçmiş olsun temennilerimi iletince o memura önce şaşırıyor sonra sağol diyor. İki saat sonra nezarethaneden yüksek sesler gelmekte,geçmiş olsun dediğim memur mesai arkadaşlarına yüksek sesle sitem ediyor. Beş senedir beraber çalışıyoruz iki kişi dışında geçmiş olsun diyen çıkmadı diyor. Biri devrem, biri de içerdeki hoca…

Teolog

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 4 Eylül 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın