OHAL’in Gölgesinde 1 Mayıs

yorumsuz
1.101
OHAL’in Gölgesinde 1 Mayıs

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu bilmek, kamu kurumlarına atananların olmazsa olmazıdır, çünkü hak ve sorumluluklarınızın bilincinde olmanız gerekir. Artık sınav hazırlıkları, gece gündüz ders çalışmalar, atanma stresi sona ermiştir, yeni bir dönem başlar hayatınızda. Yeni hayatınızda, kurallara uymaya eğilimli olun veya olmayın, fark etmez, 657’ye uyarak yaşamak zorundasınızdır. Üstelik bu, sadece iş saatleriyle sınırlı kalamaz, kamu personeli olmak, bir yaşam biçimine dönüşür. Buna hem kurallar, hem de toplum zorlar sizi. 657 sayılı kanun, bir yandan kamu çalışanını korurken diğer yandan da çerçevesi sağlam olan sınırlar çizer, o sınırların dışına çıkmak mümkün değildir…

Atandığım zaman, özlük haklarımı, yükümlülüklerimi, yasakları vs. öğrenmek için Devlet Memurları Kanunu kitapçığı almıştım. Okudukça devletin koruması altına girdiğimi hissetmiştim, “yazıya dökülmüş” olmasıydı sanırım bu güven hissimin sebebi,  “söz uçar, yazı kalır!” demezler mi, yazıya döküldüğüne göre, elbette hakkımı arayabilirdim bir haksızlık yaşarsam, hem “Devlet” bunu söyleyen, alelade biri değil…Kurallar, yasaklar, her “iş”te vardır, bunlara uymak çok zor olmasa gerek, geriye çalışmak kalıyor ki amacımız zaten bu. “Kurallar” demişken, 657’deki yasaklar hakkında görüşümü de belirtmek istiyorum.

*Hediye alma, menfaat sağlama yasağı

*Gizli bilgileri açıklama yasağı

*Denetimindeki teşebbüsten menfaat sağlama yasağı

bu yasaklar kanımca çalışanları “insan” olmaya, iş etiğine uymaya mecbur bırakmak için koyulmuş…Zor olan, bu kurallara uymamak…

*Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı

*Grev yasağı

benim anlam vermekte biraz zorlandığım yasaklardır, sağlık, eğitim gibi aksama olmaması gereken sektörlerin asgari işlerinin yürütülmesi için gereken personelin çalışması şartıyla, hak talep edebilmek için kamu çalışanlarının toplanabilmesi gerektiğini düşünürüm. Ancak bu düşüncelere sahip olmam, çalıştığım dönemlerde bu kurallara uymadığım anlamına gelmiyor elbette, kurallara uymaya önem verirdim, uydum da…Kurallara uymamın “bir anlamının olup olmadığı” ise tartışmalı, bu konuya birazdan değineceğim.

Bugün 1 Mayıs, tüm emekçiler için özel bir gün…Ülkemizdeyse bugün, emniyetin ve devlet yetkililerinin diken üstünde oturduğu günlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Kırıp dökmeden “varlığını gösterme”nin tehlikeli olması mümkün mü…Engellemeler ve baskılar olsa da, işçilerin grev yapabilmesi, “toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı, grev yasağı” olan kamu personeline çok uzak bir özgürlük göstergesidir. Kamu personeli olmak, yasaklara uymaktır bir bakıma ve yasaklara uymazsanız, “dayınız“da yoksa, disiplin cezaları vs. yakanızı bırakmaz…

Şundan da bahsetmemiz gerekiyor; az önce kendimi güvende hissetmekten bahsetmiştim, kamu çalışanlarına ceza vermek, aylıktan kesmek,  işten çıkarmak vs. pek kolay değildir, yani 15 Temmuz 2016 öncesi öyleydi, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na uyulduğu zamanlar…İlgili birkaç maddeyi eklemek istiyorum.

Madde 18 – Kanunlarda yazılı haller dışında Devlet memurunun memurluğuna son verilmez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz.

Madde 21 –Devlet memurları kurumlarıyla ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat; amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan idari eylem ve işlemlerden dolayı şikâyet ve dava açma hakkına sahiptirler.

İhraç olanlara, şikâyetin dile getirilebileceği bir makam gösterilmemişti…Haklarında işlem yapıldıktan uzun zaman sonra itiraz dilekçesi verilebileceği açıklandı ancak bu dilekçelere de cevap verilmedi. Açığa alınma tebliğim yapıldıktan sonra kurumdan çıkarılırken, yöneticimizin: “Sizin artık bizim için sokaktaki insandan farkınız yok” dediğini çok iyi hatırlıyorum…Ayrıca, bireysel olarak dava açanlara; “Bireysel olarak dava açanlar, FETÖcülerdir!” açıklaması yapıldı (bireysel dava açmak, yasal haktır…Dava sonucu beklemeden hüküm vermek!)…Mahkemelerden gelen cevaplarda ya “İNCELENMEKSİZİN RED” yazıyordu ya da OHAL Komisyonu işaret ediliyordu.

Müracaat ve şikâyetler incelenerek en kısa zamanda ilgiliye bildirilir.

İtiraz dilekçelerine cevap verilmedi, açığa alma veya ihraç etme gerekçeleri bildirilmedi, somut delil vs. açıklanmadı.

Madde 22 –Devlet memurları, Anayasada ve özel kanununda belirtilen hükümler uyarınca sendikalar ve üst kuruluşlar kurabilir ve bunlara üye olabilirler.

Yasal bir sendikaya üye oldukları için, binlerce çalışan ihraç edildi. Oysa devlet, bu kamu çalışanlarına, sendikaya üye oldukları için, sendikalara üye olan tüm kamu çalışanlarına verdiği gibi, bir miktar para yatırıyordu…Her yönüyle devletin meşru görüp arkasında durduğu bir sendika, vatana ihanet unsuru sayıldı.

Madde 24 – Devlet memurlarının görevleri ile ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması ve haklarında dava açılması özel hükümlere tabidir.

Kamu çalışanları, haklarında herhangi bir  suçlama olduğunda, soruşturma ve kovuşturma yapılması, dava açılması hakkına sahiptir ancak on binlerce çalışan, çıkarılan KHK’larla savunma haklarını kullanamadan, suçlanma gerekçelerini öğrenemeden, somut delil bilgisi sunulmadan ihraç edildi.

Madde 25 – Devlet memurları hakkındaki ihbar ve şikâyetler, garaz veya mücerret hakaret için, uydurma bir suç isnadı suretiyle yapıldığı ve soruşturma veya yargılamanın tabi olduğu kanuni işlem sonucunda bu isnat sabit olmadığı takdirde, merkezde bu memurun en büyük amiri, illerde valiler, isnatta bulunanlar hakkında kamu davası açılmasını Cumhuriyet Savcılığından isterler.

İhraç olanlar yargılanmamıştı. Bırakın suçlamada bulunanlar hakkında dava açmayı, suçlamada bulunanlar gizli tutuldu, neye göre, kime göre ihraç gerçekleştiği öğrenilemedi.

Buradan anlaşılacağı üzere, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 15 Temmuz’la birlikte tarihe karıştı, en azından fiili anlamda. Aklımdaki sorulardan biri şu ki:

Bizler, açığa alınanlar, bir gecede yasal haklarını kullanamadan ihraç edilenler veya benzer şartlarda, somut delil olmaksızın tutuklananlar boşuna mı  657’ye uyduk, boşuna mı emek verip ders çalıştık, boşuna mı T.C. Devleti vatandaşı olmaktan kaynaklanan yasal haklara  güvendik?

15 Temmuz’dan sonra açığa alınma, ihraç edilme veya tutuklanma kaynaklı olarak 100 civarı kişi ölüme gitti…Sağır olmayan kulaklar(!), günlerdir, cezaevinde komaya girip vefat eden, Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastası olan, ilaçlarının düzenli olarak verilip verilmediği belli olmayan, 67 gün gibi kısa bir tutukluluk süresinin sonunda, gencecik yaşta vefat eden Halime Gülsu’yu konuşuyor…

Sürülen lekeyi kaldıramayıp intihar edenler var…Ekmek parası kazanmaya çalışırken inşaatta, hiç bilmediği bir işi yapmaya çalışırken tarlada, işkenceyle gözaltında, kalp krizi geçirerek evinde ölenler var…Yaşananları dile getirmekten kaçan/korkan, adaletsizlikleri görmezden gelmeyi vatanseverlik sayan vatandaş, “Suçsuz olsa dönerdi”, “Devletin vardır bir bildiği ! ” gibi sözlerle rahatlatıyor/kandırıyor vicdanını…İhraç olduktan sonra işsizliğe, açlığa mahkûm olmanın, toplumun dışlamasının, en sevdikleriyle, buz gibi suda boğulabileceğini bile bile bota binmenin korkunçluğunu umursamıyor hiç kimse…”Ağaç kökü”nü çok gören milyonlar var…

Bugün 1 Mayıs ve OHAL, 1 Mayıs ruhuna da gölge düşürdü…Bugün, somut delil olmadan açığa alınanların, ihraç edilenlerin veya tutuklananların günü, çalışmalarına izin verilmese de emek vermişlerin günü, ölmeleri umulsa da adalet aramaktan vazgeçmeyeceklerin günü….Bugün, herkesten çok, emekleri çalınanların günü, KHKlıların günü…

“Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 1 Mayıs 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın