Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 2

3 yorum
4.204
Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 2
           Açığa alınmak…
          Sabah her zamanki gibi işe gidiyorsunuz, çalışmaya başlamak için bilgisayarınızı açmak istiyorsunuz ama giriş yapmanıza izin vermiyor…Teknik bölümü arıyorsunuz, ilgileneceklerini söylüyorlar, yetiştirmeniz gereken işler var, bir süre sonra yine arıyorsunuz, görevli sus pus, hem sizin hem O’nun doğru olmadığını bildiğiniz bir bahane söylüyor…Bir terslik olduğu belli ama bunu düşünerek zaman kaybetmek istemiyorsunuz, toplantınız var, hazırlanmanız gerekiyor ! Ardından idareye çağrılıyorsunuz. Yöneticinin tavrı değişmiş, yıllardır bildiğiniz yönetici değil artık…Açığa alındığınızı, tebliğ yazısını imzalayıp hemen kurumdan çıkmanızı söylüyor ve ekliyor, “Bunlarla bizim ilgimiz yok, bilirsin biz yöneticiyiz, emir geldi, hakkını helal et ! “. Duygularınızın tarifi yok…Yönetici, “haydi helal et” der gibi bakıyor hâlâ, “Ben vatanımı hep sevdim, benim vatan haini ilan edilmemde zerre kadar payı olan kim varsa hakkımı helal etmiyorum…” dediğinizi duyuyorsunuz…
                   Aylar sonra, 23 Şubat 2017’de, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, CNNTürk’te, KHK ile ihraç edilen on binlerce devlet memurunun durumuna ilişkin soru sorulduğunda, “bu kişilerin ihraç edilmesinde tümünün suçlu olmadığı, bu kişilerin suç işledikleri veya FETÖ ile bağlantılı oldukları için değil, idari kararla görevden uzaklaştırıldığı” açıklamasını yapacak…
                Tebliğ yazısını okuduğunuzda, neden açığa alındığınızın açıklanmadığını görüyorsunuz, imza atıp  çıkıyorsunuz odadan…Artık kurumunuzla, işinizle bağınız yok, “vatan haini” damgası yemiş bir Türk vatandaşısınız…Yıllardır birlikte çalıştığınız, saygılarını kazandığınız, saygı duyduğunuz iş arkadaşlarınızın şaşkınlık, merak ve nefret karışımı bakışları altında odanıza yöneliyorsunuz, vedalaşmak için, odanıza girmenize izin vermiyorlar…O zaman daha çok farkına varıyorsunuz olanların, aynı odayı paylaştığınız kişiler görünüyor, sanki yıllarca birlikte çalıştığınız insanlar onlar değilmiş gibi…Vatan sevginizden kuşkunuz yok, başınız dik, ağlamadınız da, sonra aklınıza 1-2 gün önce cenazeye katıldığınız geliyor, gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz…İş arkadaşlarınızdan birinin, 15 Temmuz darbe girişiminde babası ve eşi yaralanmıştı, ikisi de vefat etti…Cenazede yakanıza taktığınız fotoğraflar hâlâ çekmecenizde…Güçlükle “ben vatan haini değilim, söyleyin, söyleyin…” diyebiliyorsunuz ama sizi dinlemiyorlar…Kurum kapısından çıkıyorsunuz. Saniyeler geçmek bilmiyor, adımlarınız uzuyor sanki…
              İhraç edilen çoğu kişi, açığa alınma süreci yaşamadı, diğer yandan bazı açığa alınanlar, 11 aydır haklarında verilecek iade, ihraç kararını bekliyor…Toplumun açığa alınan, ihraç edilen ve iade edilenler hakkında görüşü hemen hemen aynı, yani açığa da alınsanız, ihraç da edilseniz, iade kararıyla görevinize geri de dönseniz, “vatan haini”, “terörist” olarak görülüyorsunuz.
            Türk halkında biat kültürü vardır, bunun yansımalarını darbe girişiminden sonra da gördük. Halk, ihraç olan birini duyduğunda “Delil var mı? “diye sormadı, durumu sorgulamadı, “Devletin bir bildiği vardır”,” Devlet yanlış yapmaz”,”Suçsuz olsa neden ihraç edilsin”, “Vardır bir şey”, “Kim bilir ne yaptı ! ” türünden sözler söyledi. Asılsız ihbarların çok ciddiye alındığının fark edilmesi, çalışanların birbirini, rahatsız oldukları kişileri vs. ihbar etmesine neden oldu. Toplum öyle bir hâle geldi ki, insanlar FETÖ hassasiyetini kullanmaya başladı. Örneğin evlilik teklifi reddedilen genç, (sözde) sevdiği kızı FETÖcü diyerek ihbar etti !

             

                İhraç edilenlere tam bir “yalnızlaştırma” politikası uygulandı. Evlerinden çıkarılanlar oldu, iş arkadaşları iletişimi tamamen kesti, birçok ailede kopmalar görüldü, baba oğlunu, kız babasını reddetti vs. Medya da bu süreçte “görevini” yapmadı. İzin verileni yayınlamak, isteneni söylemek dışında bir işlevi olmadı, gözü kapalı, sorgulamayan, bildiğini paylaşmayan bir basın ordusu…Bu nedenle toplum, yaşananları öğrenemedi. Öğrenenlerin de (çoğu iş çevresinden) ihraç edilenlerle iletişim kurmamak, çocukları dahil uzak durmak, bildiğini söylememek işine geldi. Aylar geçtikçe, “Bana da bir şey olursa…” korkusunun yerini, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” aldı…Özetle diyebiliriz ki; ihraç olanların iş çevresindekiler, ihraç olanlara güvenleri, adalete bakış açıları ve insanlıklarıyla KHK imtihanını geçemedi…

                   Devamı gelecek…”Bağımsız adalet”li bayramlar…

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 25 Haziran 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın

Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 2 (3 Yorum)

  1. yalan dünya artık kimseye güvenim kalmadı yüzüne karşı senin haklı oldunu biliyoruz deşelerse onların hayatında yoksun artık alt sınıflarda vasıfsız bir işçisin yaşın ilerlediği içinde ağır işleride yapamaz durumdasın ama sorumlulukların bir dağ gibi hem psikolojik çöküntü de cabası mahkemenin biteceği yok şu anda beş ay garanti karar veremeyecek aşamada kyk komisyonu davam bitmediği için red kararı verecek kesin ihraç taifiniz göre karar verecekse oda fena 6 ocak tan önce 90 bin kişi ihraç olmuş yani iki seneden önce memur olamam tek umudum Plan Kuran’ların en büyüğü ALlah yanımda

  2. İş yerinde hep benim dediğim olsun ama olmuyor itiraz eden sensin henüz ohal bitmedi tehdidi diyorlaborant (biyolog) recep ne yazıkkki siyasi kanadı var ben 1 ayına açığa alınma 6 ocakta da ihraç hakkımda neler döktürdüyse allahıma havale ediyorum

  3. Khk sonrasi toplumun ruh halinin röntgenini cekmissiniz.
    Hayrete ve dehsete dusuren oyle bir surectiki yaşadığımız ruhsal travmanin boyut ve etkilerini olayin sicakligi ve kurbani olmanin vermis oldugu sokla farkedemiyorsunuz.Enkaz felatten sonra ortaya cikiyor.Ruh haletimize betimleyici oykuleyici anlatiminizla tercuman oluyorsunuz yüreğinize sağlık