Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 3

1 yorum
4.960
Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 3
        Ağustos 2016…15 Temmuz 2016 darbe girişiminin tüm sıcaklığını koruduğu günler, gün içinde defalarca sela sesi duyuluyor. Ankara’da vatandaşlar akşam saatlerinden itibaren “demokrasi nöbeti”ne gidiyor, davullar zurnalar çalınıyor…
           Tam o günlerde “hamile” bir kadın gözaltına alınıyor. Doğumu başlıyor, yardım istiyor ama nafile…Normal bir doğum (risksiz gebelik ve ilk doğumsa), ortalama 6-8 saat sürer, doğum sayısı arttıkça, doğum süresi kısalır. 4. doğumunu yapan bir kadının doğumu 4-5 saate kadar düşer, istisnai durumlarda doğum daha kısa sürer. Doğumun değişmeyen gerçeği, ağrı çekmektir ki doğum ağrısının şiddetini geçen ağrı yok gibidir…Bu, şu anlama geliyor, nezarette doğum ağrısı çeken kadın, en az 4-5 saat ağrı çekti ve çığlıklarını duyan polisler duymazdan geldi, doktor yok, ebe yok, yardım eden hiç kimse yok…Saatlerce tek başına doğum ağrısı çekmek…”Ya bebeğime bir şey olursa…” korkusu, “Ya bana bir şey olursa, ya yanlış zamanda ıkınırsam…” Çığlık, çığlık…
              Aynı saatlerde yandaki nezarette olan birinin ifadesi ;
“…yandaki nezarette kalan hamile bir kadın, doktor ve hemşirenin olmadığı, temizlik için suyun bile olmadığı bir ortamda çığlık çığlığa, yalnız başına acılar içinde doğum yaptı. Biz de diğer odada bu çığlıklara şahit olduk. O gece tüm karakol, bu çığlıklarla inledi durdu. Hiç bir şey yapamadık ve polisler de vicdansızca bu durumu umursamadılar. Kadını doğuma götürmediler. Kendi başına doğurduktan sonra aradan zaman geçti ve doktora götürmek zorunda kaldılar. O anı hayatım boyunca unutmayacağım.”
                Polisler, savcıyı ya da o saatlerde yetkili olan kişiyi aramadı mı ? Aradıysa kadın neden doğum için hastaneye götürülmedi ? Doğumu yaklaşan bir kadın neden hastane yerine gözaltında tutuluyor ? Türkiye, yaklaşık 35 yıldır PKK ile mücadele ediyor, PKK’yi destekleyen vatandaşların da olduğu bir gerçek, hamilelik, doğum olmaması mümkün değil, yine de 35 yılda böyle bir işkenceye, insanlık dışı muameleye şahit olmadık, kaldı ki suçlu da olsa, bir anneyi tek başına doğum yapmaya mecbur bırakmak insan haklarına aykırıdır.

                    5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununun 16’ya 4. Maddesine göre: “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.” Bu kanunun 116. Maddesinde : “tutuklular hakkında da uygulanır’’ ifadesi yer alıyor. Gözaltındaki hamileler için yetki ve sorumluluk savcı veya kolluk amirinde, ne yazık ki 2016 yılının Türkiye’sinde, nezarette doğum izleyecek kadar insanlığımızı kaybettik !

                       CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuyla ilgili olarak Mart 2017’de Başbakan Binali Yıldırım’ın yazılı yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesiverdi. Sorular şunlar :
              15 Temmuz 2016’dan itibaren öyle çok insan hakları ihlali gördük ki yazmaya çalışsak mürekkebimiz yetmez. Suçlar, Kabil’den beri var ancak şu unutulmamalı; “insan” olduğumuz için sahip olduğumuz haklar vardır, o annenin de vardı ama ne doğum öncesinde, ne doğum sırasında dikkate alınmadı. Basın, bir kadının nezarette doğum yapmasını yazmadı, konuşmadı, bayramda kaçan kurbanlıkların videoları saatlerce verildi de O anne için birkaç cılız ses çıktı sadece…Sosyal medyada da durum aynıydı, çiçeği burnunda anneye gözlerini kapattı insanlar…
                   “Dokuz doğurmak” diye bir deyimimiz vardır, doğumhane kapısında bekleyen baba adayları çok iyi bilir, annenin ve bebeğin iyi olduğunu duymak için ayakta beklenir saatlerce, sigara üstüne sigara içilir…Bu defa doğum yapan  gözaltına alınmış bir kadındı, durumu öğrenen vatandaşlar, “Bebek yaşıyor mu, annenin sağlığı iyi mi? ” diye sormadı, düşünmedi…Yıllardır “evde doğum” yerine sağlık kuruluşlarında doğumu teşvik eden, evde doğumu sağlık sektörünün başarısızlığı olarak nitelendiren Sağlık Bakanlığı, nezarette doğuma ses çıkarmadı, rahatsız olmadı bu olaydan. Siyasi görüş, Hipokrat yemininin önüne geçti. İnsanlık dışı uygulamalara çanak tutmanın, seyirci kalmanın adı “vatanseverlik” oldu. Çığlıkları dinleyen polisler, rahat uyuyabiliyor mu merak ediyorum…Vicdanı olan bir insana, o çığlıklar her gece kâbus olurdu…
                              Devamı gelecek…İnsanlığı bol günler…
Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 26 Haziran 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın

Türk Halkının KHK ile İmtihanı – 3 (1 Yorum)

  1. Bu zulmun hesabini sorma makamini isgal eden her canlı hesabi sorana kadar gecen her saniye bu zulumden pay sahibi…
    Rabbim korkunc akibeti olan bu durumdan her daim zulmu engelleyemen ama haykiran bizleri korusun muhafaza buyursun.