Uluslararası Af Örgütü, “Dönüşü Olmayan İhraçlar”Raporunu Yayımladı

yorumsuz
6.226
Uluslararası Af Örgütü, “Dönüşü Olmayan İhraçlar”Raporunu Yayımladı

Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) 15 Temmuz 2016 sonrası kamudan ihraçları ele aldığı “Dönüşü Olmayan İhraçlar: Türkiye’de Kamudan İhraç Edilenler İçin Etkin Çözüm Yok”  başlıklı rapor, 25 Ekim’de kamuoyuna sunuldu. Bilindiği üzere OHAL Komisyonu, 5 Ekim 2018 tarihine kadar 125.000 başvurunun 36 binini karara bağlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün bu çalışması, Komisyon’un 109 kararının (92 erkek, 15 kadın, 2 cinsiyeti bilinmeyen başvuran) incelemesine, kamu sektörü çalışanlarına, onların yasal temsilcilerine, sivil toplum örgütleri ve sendikaların temsilcilerine ve yetkililerle gerçekleştirilen mülakatlara dayanıyor. 109 kararın 7’si göreve iade kararıyla sonuçlanmış (Bu rakam, Komisyon tarafından verilen toplamda 36.000 karar içindeki % 6,39 olumlu karar oranına karşılık geliyor.). Uluslararası Af Örgütü, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na, raporda yer verilen bulgulara ilişkin bilgileri içeren bir mektup göndermiş ve görüş alış verişinde bulunmak amacıyla görüşme talebinde bulunmuş ancak Komisyon yanıt vermemiş…Af Örgütü bu raporda, KHK’ları ve Komisyon’u, tarafsız, hukuki ve insani bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Bu nedenle rapor, uluslar arası bir kuruluşun Türkiye’deki hukuk dışı uygulamaları dile getirmesi bakımından büyük önem arz ediyor. Raporun tümünün okunmasını tavsiye etmekle birlikte sizlerle çok dikkat çekici kısımları paylaşacağım:

Venedik Komisyonu, ihraçlara ilişkin görüşünde, olağanüstü hal tedbirlerinin incelenmesi için önerilen özel geçici kurulun bağımsız ve tarafsız olmasını tavsiye etmişti. Ancak Komisyon’un oluşumuyla ilgili düzenlemeler, onun hükümetten bağımsız bir kurum olmamasına neden oluyor; zira Komisyon’un yedi üyesinden beşi Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı tarafından, diğer iki üyesi ise geniş kesimlerce hükümetin etkisi altında olduğu düşünülen bir kurum olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirleniyor.

Üyelerinin çoğunlukla hükümet tarafından atanması ve bu üyelerin de yasaklı gruplarla irtibatları olduğu şüphesiyle açılabilecek salt ‘idari soruşturma’ ile görevlerine son verilebilecek olması nedeniyle, Komisyon’un hükümetten kurumsal açıdan bir bağımsızlığı bulunmuyor. Dolayısıyla, Komisyon üyelerinin atanmaları ve görevden alınmalarına ilişkin hükümler, karar alma sürecini de kolaylıkla etkileyebilir. Zira hükümet, Komisyon üyelerinin kendilerinden beklenen kararı almamaları halinde, bu üyelerden de aynı kolaylıkla vazgeçebilir.

Komisyon kararları üzerinde yapılan inceleme, Komisyon’un ihraç kararlarını onamak üzere öne sürdüğü gerekçelerin hukuki dayanak ve zeminden yoksun olduğunu da ortaya koyuyor. Yasaklı gruplarla bağlantılı olan veya olduğu varsayılan bankalar, yardım kuruluşları, sendikalar, medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve okullarla temasa geçmek gibi zararsız ve hukuka uygun faaliyetler, çoğunlukla bu gruplarla ‘iltisaklı’ olmanın kanıtı olarak kullanıldı. ‘İltisaklı’ olmayı gösteren kanıtlar için bu denli düşük bir eşiğin uygulanması, etkin bir şekilde yasaklı bir grupla iltisaklı veya bağlantılı olmadığını kanıtlama yükünü başvuru sahibine getiriyor. Dahası, Komisyon, bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği sırada hukuka uygun olmasını da konuyla ilgisiz olarak değerlendirdi – ihraçlardan etkilenen insanların yasaklı gruplarla temasta olduklarının tamamen farkında olarak söz konusu faaliyetleri gerçekleştirdiği varsayılıyor.

Komisyon’un kendisine yapılan başvuruları tam olarak hangi kıstaslara göre kabul ya da ret edeceği açık değil ve Komisyon’un işleyişi ile karar verme yöntemine ilişkin düzenlemeler oldukça kısa ve muğlak…

Komisyon’a ilişkin mevzuatta ihraç edilen kişiler için öngörülen tazminat, bu kişilerin haksız bir şekilde ihraç edildikleri dönem zarfındaki mali ve sosyal hakları kapsıyor. Ancak, bir kişinin usulsüzce ihraç edilmesinden ötürü uğramış olabileceği ilave mali kayıpları ya da psikolojik veya ruhsal zarar da dâhil olmak üzere diğer zararlarını kapsayan bir düzenleme mevzuatta mevcut değil. Bu hususlara ilaveten, çıkarılan yeni bir kanun, kişilerin idare mahkemelerine başvurarak tazminat talebinde bulunmalarını da uluslararası insan hakları standartlarıyla tezat oluşturacak şekilde engelliyor. Dolayısıyla, bireylerin kendilerine sunulan tazminatı yetersiz ya da hakkaniyete aykırı bulmaları halinde başvurabilecekleri herhangi bir geçerli hukuk yoluna erişimleri de bulunmuyor.

Türkiye yetkilileri bu geniş çaplı doğrudan ihraçları, kamu hizmetinde bulunan kişilerin ‘gerek göreve kabul süreci esnasında gerekse de görevlerini ifa ederken Anayasal ilkelere yüksek sadakat göstermeleri’ gerektiğini ve ‘kamu hizmetindeki bu kişilerin bu kıstası yerine getirmediklerinin herhangi bir şekilde tespit edilmesi halinde, devletin bu kişilerce sunulan kamu hizmetini sona erdirme yönünde takdir yetkisi bulunduğunu’ ifade ederek açıklıyor. Ancak, hükümet ya da diğer kamu kurumları da dâhil olmak üzere hiçbir işveren, keyfi ve tek taraflı olarak çalışan/işveren arasındaki hizmet ilişkisinin sona erdiğine karar veremez ve kişileri doğrudan görevlerinden alamaz. Kamu hizmeti de dâhil olmak üzere her türlü görev ya da işten çıkarma, çalışanın kapasitesine ve işindeki tutumuna dayalı olmalı ve yalnızca tüm usul güvencelerinin sağlandığı bir disiplin süreci çerçevesinde gerçekleştirilmelidir (Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 158 No’lu Sözleşmesi’nin 4. ve 7. maddesi).

kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyon’un görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu bilgi ve belgeyi, bu bilgi ve belgelerin soruşturmanın gizliliği ile ilgili olduğu veya devlet sırrı niteliği taşıdığı gerekçesiyle Komisyon’a göndermeyi reddedebiliyor. Ancak, hükümetler, insan hakları ihlallerinden mağdur olan kişilerin bu ihlallerden ötürü bir hukuk yoluna başvurma ya da bir onarım elde etme haklarını engelleyebilecek devlet sırlarını ya da gizli diğer bilgileri saklı tutmamalıdır (Milli Güvenlik ve Bilgi Edinme Hakkına İlişkin Tshwane İlkeleri). Bir bilginin devlet sırrı olduğu gerekçesiyle saklı tutulabiliyor olması ihtimali, bu türden gizlilik kararlarının Türkiye’deki cezai soruşturma ve kovuşturmalarda ne denli rutin ve keyfi olarak kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda, daha da kaygı verici bir hal alıyor.

Devamı yarın, “bağımsız adalet”li günler…

Zeynep Sırdaş

KAYNAK YAZI İÇİN TIKLAYINIZ

RAPORUN TÜRKÇESİ İÇİN TIKLAYINIZ

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 27 Ekim 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın