Yargıtay’dan Emsal Karar

yorumsuz
16.444
Yargıtay’dan Emsal Karar

Değerli Platform Üyeleri, hepimizin malum olduğu üzere ülkemiz siyaseten ve hukuken sancılı bir süreçten geçiyor. Bu süreç içerisinde de sizler de yaklaşık iki haftadır devam eden yargılamalar kapsamında çeşitli beklentiler içerisindesiniz. Gerek kamuoyunda kulis bilgisi olarak yer alan ‘af’ konusu, gerekse bir takım gelişmelerden ötürü nezdinizde zuhur eden tahliye veya beraat beklentileri genel mahiyetiyle gündemimizi oluşturmakta.

Bu kapsamda terör suçlarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/3495 Esas, 2018/768 Karar sayılı bozma ilamı mevcut yargılamalara bakan yönüyle tahlil edilip açık ve anlaşılır biçimde sizlere aktarılması gerektiğini düşünüyorum. İlgili Ceza Dairesinin bahse konu kararını incelemeye başladığımızda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hazırlamış olduğu tebliğnamede Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın bozulması yönünde görüş bildirdiğini ve bu görüşle dosyayı 16. Ceza Dairesine sevkettiğini belirterek başlayalım değerlendirmemize.

16. Ceza Dairesinin ilamının 1 sayılı paragrafında yer alan ‘Kakao’ isimli programın sanık tarafından kullanıldığı belirtilmiş, aynı şekilde Whatsapp isimli yazışma programının da sanık tarafından kullanılmasının karşısında, bahse konu programların kullanılmasının, sanığın ‘adı geçen silahlı terör örgütünün üyesi olduğunu kanıtlayacak nitelikte’ deliller olmadığını vurgulamıştır. Yani bu programların kullanılmasında ve özellikle Whatsapp programında yapılan yazışmalarda terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacak herhangi bir delil bulunmadığı belirtilmiştir.

Bu kapsamda tıpkı kakao talk ve whatsapp gibi bir kriptolu yazışma programının kullanıldığına dair iddianın da kişiyi terör örgütü üyesi yapmayacağını tasdik etmiştir Yargıtay. Daha da önemlisi, elde edilen whatsapp yazışmalarının içerisinde suç unsuruna rastlanılmadığı söylenmektedir karar metni içerisinde. Buna göre bylock dosyalarında da içeriğe bakılarak, suç unsurunun tespiti halinde ceza verilmesi gerektiğinin önünü açmıştır Yargıtay.

Bu karardan sonra ilk derece mahkemelerinin bylock dosyalarında mesaj içerikleri yoksa sanıklara ceza vermemesi gerektiğini düşünüyorum. Mesaj içeriği olan dosyalarda da aynı incelemeye aldığımız bu karardaki whatsapp yazışmalarının içerisinde terörle bağlantı kurulacak hususlar olup olmadığının değerlendirilmesi gibi bir değerlendirme yapılması gerektiği kanaatindeyim yine. Bylock kapsamında yargılanan kimseler savunmalarında bu paragrafta izah ettiğimiz gibi Yargıtay’ın kararının mahkemelere izah etmeli ve en azından tahliye ihtimalini arttırmalıdırlar. Çünkü Yargıtayın uygulamış olduğu bu değerlendirme ölçütü şu ana kadar en somut ifadelerle bu kararda yer almıştır. 

Öte yandan sanığın çalışmış olduğu kurumdaki bir takım bilgileri eşine aktarmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olabileceği hususunun da değerlendirilmesini istiyor Yargıtay. Yani eşler arasında yapılan konuşmaların örgüt bağlantısı kapsamında değerlendirilmesinin olağandışı bir husus olduğunu belirtiyor. Eğer sanık ve eşi arasındaki bu bilgi paylaşımı eş ilişkisinin ötesinde bir örgüt bağlantısını ifade etse bile, bu durum sanığı ‘terör örgütünün üyesi’ yapmaz diyor. Eğer şartları mevcutsa terör örgütüne yardım suçunun oluşabileceğini belirtiyor. Ancak bu ifadenin sonrasında da eşin hukuki durumu da gözetilmeli diyor. Yani bir kişinin eşini saklaması suç olarak değerlendirilmiyor ceza hukukumuzda, yani önceden öyleydi. Yargıtay da buna vurgu yapıyor ve eşin hukuki durumunu da gözeterek sanığa ceza verilmeyebilir de. Bu kapsamda 1 sayılı paragrafın son cümlesine göre ilk derece mahkemesi suç vasfını tayin ederken hata yapmıştır. Yani bu demektir ki; SANIĞIN KAKAO PROGRAMINI EŞİYLE KONUŞMAK İÇİN KULLANMIŞ OLMASI VE WHATSAPP MESAJLARINDA ÇALIŞTIĞI KURUMDAKİ BİR TAKIM BİLGİLERİ EŞİNE AKTARMASI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ SUÇUNU OLUŞTURMAZ. Sadece ve sadece şartları varsa teröre yardım suçunu oluşturur..

2 sayılı paragrafta belirtilen ifadeler ise hemen hemen her yargılama dosyasına hitap eden önemli hususlardır. Bu kapsamda TCK md 61 kapsamında cezanın belirlenmesine ilişkin bir takım somut hususların göz önüne alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bunlar;

– Suçun işleniş biçimi: Kişinin terör örgütü üyeliği suçunu, cebir ve şiddet içeren hangi somut fiillerle işlediğinin ayrıntılarıyla açıklanmasını ifade etmektedir. 
– Suçun işlenmesinde kullanılan araçlar: Kişinin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda da tarif edilen terör fiilini hangi araçlarla işlediğinin belirlenmesini ifade eder. Kaldı ki terör örgütü üyeliği suçunda cebir ve şiddet olmadan bu suç oluşmaz. Şiddet de maddi olarak bir zararın vuku bulması demektir. Patlama, yıkma, kırma gibi.. Bu tip fiillerin hangi vasıtalar aracılığıyla meydana getirildiğinin tetkik edilmesini istiyor Yargıtay.
– Suçun işlendiği zaman ve yer: Yukarıda saydığımız zarar verici fiillerin net bir zamanda ve belirli bir yerde işlendiğinin kesin olarak tespit edilmesini ifade etmektedir.
– Suçun konusunun önem ve değeri: Yani sanığın işlediği terör suçunun konusunun önem ve değerinin dış dünyaya yansımasının ne derece etkili olduğunu ifade etmektedir. Mesela kızılay meydanında bomba patlatan örgüt üyesi ile bir parkta örgüt sloganı atan kişinin aynı cezaya çarptırılması hakkaniyete aykırıdır. Bu durum da suçun konusunun öneminin sanığın cezasının belirlenmesinde etkili olduğunu göstermektedir. 
– Suçun meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı: Mesela bir bombalı terör eylemi sonucunda 100 kişinin hayatını kaybetmesi ile hiç kimsenin yaşamını yitirmemesi gibi iki farklı durumda aynı cezaya hükmolunmasının hakkaniyete uygun olmadığını belirtmiştir yasa koyucu. Bu husus burada da dikkate alınmalıdır. Sanık isnat edilen terör eylemini işlerken neye, kime, nasıl zarar vermiştir? Bu hususların gerekçeli kararda ayrıntılarıyla tasvir edilmesi gerekmektedir.
– Sanığın güttüğü amaç ve saik: Bu husus ise kişinin ideolojik, siyasi ve dini duygularıyla meşru gördüğü bir fiilin suç olarak tanımlanması halinde sanığa ceza takdir edilirken indirim yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Örneğin sanığın bylock içeriklerinde dua paylaşımları varsa burada bir terör faaliyeti olmadığı ortadadır. Hakeza bankaya kar payı elde etmek için para yatırdıysa terörü finanse amacı yoksa cezalandırma şartlarının oluşmadığı kanaati hasıl olabilir.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurularak HUKUKA ve VİCDANA uygun olarak makul bir cezaya hükmedilmesi gerektiği söylenmektedir. Buradaki makul kelimesinin ilk derece mahkemeleri nezdindeki yansıması şudur kanaatimce; ceza verilirken sanık lehine olan her şeyi uygulamak gerekir. Ceza tayin ve takdirinde sanığa had bildirmek değil sanığı bir daha o suçu işlemekten alıkoymak amaçlanmalıdır. Bu kapsamda da hakimlerin hakkaniyet ve vicdanlarına göre ceza vermeleri gerektiği belirtilerek, takdir yetkisi tamamen kararı veren hakime bırakılmaktadır.

Kararlarda yer alan gerekçelerin de suçun ve cezanın şahsiliği ilkesine uygun bulunması gerektiği belirtilmektedir. Somut olay bağlamında, eşinin yurt dışına kaçması nedeniyle sanığa alt sınırdan iki yıl uzaklaşılarak ceza verilmesinin uygun olmayacağı vurgulanmıştır. Mahkemelerin keyfi ve adaletten sapan kararlar veremeyeceğini kanun çerçevesinde bir kere daha hatırlatmaktadır Yargıtay. Bu kapsamda sanığın yargılamalardaki olası iyi hali de göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü iyi hal kavramı TCK md 62 kapsamında takdiri indirim sebebidir. Bu indirim de şartları mevcutsa sanık lehine uygulanmalıdır.

İlk derece mahkemelerinin suçun işleniş şekli ve sanığın kast yoğunluğunun fazlalığı gerekçesiyle alt sınırdan uzaklaşmalarını uygun bulmamaktadır Yargıtay. Çünkü bahsedilen işleniş şekli ve kast yoğunluğu kavramları somut verilerle ispatlanamamıştır. Zaten kast yoğunluğunun tespiti hususunda TCK md 30 da muhakkak uygulanmalıdır. 

Yargıtay tarafından verilen bu karar günümüz yargılamalarına yeni bir bakış açısı katacak, yargılama faaliyetlerine yüksek mahkeme tarafından ışık tutulacaktır. Ceza kanunları ve Anayasa kapsamında terör suçunun hangi fiil ve şartlarda oluştuğu tereddüde mahal vermeyecek derecede açıktır. Bu kapsamda da Yüksek Mahkeme ilk derece mahkemelerinin bir takım hukuk normlarını göz ardı ederek vermiş oldukları kararları bu ilam vasıtasıyla eleştirmekte ve olması gereken değerlendirme ölçütlerini sıralamaktadır. Bu sebeple yapmış olduğumuz bu değerlendirme metninin yargılanan her bir ferdin dosyasına lokal olarak entegre edilmesi, Yargıtayın sıraladığı hususların mahkemelere izah edilmesi ve savunmaların bu yönde kanalize edilmesinin müspet sonuca ulaşma adına büyük bir adım olacağını düşünüyorum. Saygılarımla..

Fatih ALKAN

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 7 Haziran 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın